Bazı ilahiyatçıların “Kur’ân bize yeter“, “Kur’ân’daki İslam”, “Kur’ân müslümanlığı“ ve benzer sloganlarla TV’lerde ikide bir boy gösterdikleri bilinen bir gerçektir. Acaba gerçekten Sünnet’e ihtiyaç yok mudur, sadece Kur’ân mealini okumak kişiyi doğru yola götürebilir mi, bu makalede bu hususlar kısaca açıklanmaya çalışılacaktır.
Önce bazı âyetleri zikredelim:
“Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının” (Haşr, 7)
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin..” (Nisa, 59)
“Kim peygambere itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiş olur” (Nisa, 80)
Bu âyetler gibi Sünnete delâlet eden daha birçok âyet-i kerime varken, söylenen bu tür özlerin hiçbir kıymeti olmadığı, ya cehalet eseri olarak veya başka bir maksat ile söylendiği gayet açıktır. Bizler için sadece Kur’ân yeterli olsaydı, Cenâb-ı Hak Kitâbında bu ayetleri zikretmez, hatta Peygamber dahi göndermez, “İşte size Kitâbı gönderdim, açın okuyun, gereğini yapın“ buyururdu!
Peygamberlerin (aleyhümüsselam) başlıca birkaç görevi vardır. Bunlardan biri Allah-u Teâlâ’dan aldıkları vahyi tebliğ etmek, diğeri âyetlerin anlamlarını açıklamak, yani tefsir etmek, bir diğeri ise o âyetleri önce kendi nefsinde uygulayarak insanlara örnek olmaktır. Misal olarak, Kurân-ı Kerim’de “namazı kılınız“ emri vardır, ancak namazın kılınışı ile ilgili ayrıntı yoktur. Yani namaz hangi vakitlerde kılınacak? Tekbir nasıl alınacak, rükûya secdeye nasıl gidilecek, kavme-celse nasıl yapılacak? Nerede hangi dualar yapılacak, namazdan nasıl çıkılacak? Tüm bunları Resûlullah s.av ashâbına öğretti. Yoksa bu hususlar detaylı bir şekilde Kur’ân’da yoktur.
Yine Kur’ân’da “Zekatı veriniz” buyrulmuştur. Ancak, hangi mallar zekata tâbi, hangisi değil; altının gümüşün nisabı ne kadar? Deveden, koyundan ne kadar zekat verilecek, tarladan alınan ürünün zekatı ne kadar olacak? Bu gibi ayrıntılar Kur’ân’da yoktur.
Bu misalleri çoğaltabiliriz. Hac ibadetinin nasıl yapılacağı (Tavaf, say, Mina, Arafat, şeytan taşlama , v.b), orucu ve abdesti bozan ve bozmayan şeyleri, daha bunlar gibi binlerce meseleyi Kur’ân’da bulamayız. Şayet tafsilat girilecek olsaydı, o takdirde Kur’ân’ın binlerce ciltlik kitap olması gerekirdi ki, o zaman hafızlık müessesi nasıl korunacaktı ?
Kısacası, tâbiri câizse, Kur’an anayasa hükmündedir, Sünnet ise kanunlar, yönetmelikler hükmündedir. Kur’ân ne yapılması gerektiğini, Sünnet ise nasıl yapılacağını açıklamıştır.
Hadis İnkarcılarının Bazı Ortak Özellikleri
Bunlar aşağıda bazı örneklerini vereceğimiz bazı garip hükümleri Kur’ân’dan çıkardıklarını söylerler:
“Kur’ân’a göre namaz üç vakittir”
“Türkçe namaz kılınır”
“Tavuktan da kurban olur”
“Hayızlı kadın namaz kılabilir”
“Kur’ân’da tesettür ve başörtüsü yoktur”
“Kadınla erkek karşılıklı rızâları varsa, ilişkiye girseler zina olmaz”
“Kadere iman, imanın şartı değildir”
“Cin diye bir şey yok”
“Hz Âdem’in babası var“
“Hz Meryem çift cinsiyetli”
“Namaz ibadet değil, ritüeldir”
“Allah gaybı bilmez” (Hâşâ ve kella)
— Şefaati inkâr ederler
— Kabir sualini ve kabir azâbını inkâr ederler
— Kıyamet’e yakın Hz.İsa’nın ineceğini inkâr ederler
— Dua’nın ölüye fayda vermeyeceğini iddia ederler
— “Mezhep taasubu” tâbirini çok sık kullanırlar. “İctihad kapısı açık” diyerek kendi yanlış görüşlerini ictihad gibi takdim ederler
— Bir ilahiyat profesörü Kur’ân’ı bile beğenmeyerek “Hızır kıssası çıkarılsın!” diyebilmiştir.
— Bir tefsir profesörü ise, bazı ayetlerin “Allah’ın değil, peygamberin sözü” olduğu iddiasında bulunabilmiştir.
(NOT: Bu lafların bir kısmı küfürdür, yani böyle lafları edenler küfre düşüp kâfir olurlar. Düştükleri bu küfürden ise ancak tevbe ile kurtulabilirler.)
Bu tâife, ondört asırlık ilmî muktesabâtı rafa kaldırmak için “Geleneksel İslam” diyerek “Ehl-i Sünnet”i ve Ehl-i Sünnet âlimlerini hedef alırlar. Çünkü Ehli Sünnet, onların Kur’ân’a keyfi olarak mâna vermelerine asla müsaade etmez.
Kısacası, Resûlullah s.av Kur’ân’ın canlı bir tefsiri ve yaşayan İslam’dır. Hiç şüphe yok ki O, Kur’ân’ı en iyi anlayan ve en mükemmel şekilde hayata geçirip tatbikat sahasına koyandır.
Öyleyse Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek demek, Allah-u Teâlâ’nun Kur’ân ayetlerindeki isteğini hakkıyla yerine getirmek demektir. Hal böyleyken Sünnet ve hadis kabul etmeyerek “Kur’ân bize yeter” demek, Kur’ân’ın anlaşılmamasını istemektir. Hatta bundan da öte, İlâhi vahyin anlaşılmasına mâni olmaya çalışmaktır neûzübillah ..
Resûlullah s.av bir hadis-i şeriflerinde, dindeki yozlaşma ve bozulmanın Sünnetten ayrılmakla başlayacağına işaret etmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, Din de Sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar” (Darimi)
Hadis-i Şeriften açıkça anlaşıldığı gibi, Sünnetin muhafaza edilmesi, aslında Dinin muhafaza edilmesi demektir.
Bu makaleyi bir âyet-i kerîme meâli ile bitiriyoruz:
“Onun (Resûlullah’ın) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar” (Nur suresi, 63)
Kaynak: Mustafa Özşimşekler hocaefendi’nin Lalegül Dergisi Ocak 2022 sayısında çıkan yazısıdır.