“Lâ fakra eşeddü mine’l-cehl ve lâ gınâ a’vedü minel-akl ve lâ ibâdete ket-tefekkür” .

Hadîs-i şerîf Hz. Ali Efendimiz radıyallahu anh’ten rivayet olunmuş. Peygamber Efendimiz, Hz. Ali Efendimiz’in rivayet ettiği bu mübarek hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:

“Lâ fakra eşeddü mine’l-cehl“ = “Cahillikten daha şiddetli hiçbir fakirlik yok” . Yani en kötü fakirlik maddi (parasal) fakirlik değil fakat ilim fakirliğidir, cahilliğidir. Bilgisiz, okumamış, öğrenmemiş, bilmiyor, cahil… Cehâlet bir fakirliktir ve mal yokluğundan, para yokluğundan daha beterdir. Çünkü cahil insan kendisine dünyada ve âhirette zarar verecek çok şeyler yapar. İyi yapıyorum sanarak âhiretine zarar veren şeyleri de yapar.

Mesela dine faydalı oluyorum sanarak hatta sevap kazanıyorum sanarak bir şey yapar; ama dini kökünden kazıyacak bir şeydir, günahtır, onu bilmez. Yanlış bilgilenmiştir veya hiç bilmemiştir, öğrenmemiştir. O fakirliklerin en fenâsıdır. Onun için Peygamber Efendimiz, “Cahillikten daha şiddetli fakirlik olmaz!” diyor.

Peygamber Efendimiz başka bir hadîs-i şerîfinde;

“Ben sizin fakir olmanızdan ziyade, zengin olmanızdan korkarım!” buyuruyor.

Fakirlikten dolayı korkmuyorum. Çünkü fakir oldunuz mu Allah’a yalvarırsınız, yakarırsınız.

Mü’minin duası, niyazı, yalvarması yakarması Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği bir şeydir. Onun için fakirlik; insanın Cenâb-ı Mevlâ’ya yönelmesini, ona  bağlanmasını, dua etmesini, ibadet etmesini, korkmasını, ummasını sağladığı için sonuç itibariyle faydalıdır.

Zenginlik de insanı çeşitli zararlara sürükler. Bir kere kibirli yapar. Zengin adam mütekebbir, kendini beğenmiş olur, nefsi kuvvetli olur. Sonra parası var diye namazı, niyazı, ibadeti, tazarruu, Cenâb-ı Hakk’a yalvarması, ilticası, münacatı az olur, Allah’ı unutur, azar. Böyle birini ise Allah sevmez.

Onun için “Zengin olup da böyle hataları yaparsınız diye ben sizin fakir olmanızdan ziyade zengin olmanızdan korkarım!” buyurmuş Peygamber Efendimiz.

Cehâletin hepsi kötüdür ama en kötüsü ise din konusundaki cehâlet-bilgisizliktir. Çünkü dini konulardaki cehalet kişinin -Allah muhafaza- küfre düşmesine bile sebep olabilir ki, bundan daha büyük bir bahtsızlık olamaz. Dünyevi konularda çok bilgili olsa bile,  âhireti berbat olduktan sonra ne kıymeti var ? Onun için  ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyarak  veya din  büyüklerimizin sohbetlerinde bulunarak kendimizi cahillikten kurtarıp bilgili birer müslüman olmaya çalışmalıyız. Ya da hiç olmazsa Peygamber Efendimiz’in; “Ya öğreten ol, ya öğrenen ol!” dediği gibi bilgiye talip olan, bilgiyi öğrenmeye heves eden kişi olmalıyız.

Bilgisizlikten kurtulmağa çalışmak çok önemli! Kur’an’ı öğrenmek, sünnet-i seniyyeyi öğrenmek, dinin ahkâmını, inceliklerini öğrenmek, fıkıh bilmek, haramı helâli, mekruhu, mubahı öğrenmek çok ama çok önemli! Çoluk çocuğumuzu bilgili birer müslüman olarak yetiştirmek fevkalâde önemli! Günümüzde birçok ana baba  çocukları iyi mekteplerde okusun, iyi  bir meslek sahibi olsun diye milyonlar sarfediyorlar ama ama çocukların mânevi terbiyesini ihmal ediyorlar. Çok yanlış! Çünkü bir kişinin dinini iyi bilmeden,  sabır- şükür- kanaat- tevekkül, diğergamlık, … v.b gibi mânevi hasletler sahibi olmadan dünya ve ahiret saadetine ulaşması mümkün değildir! Her şeyin başı maddiyat değil, mâneviyattır, bunu unutmayalım !

“Ve lâ gınâ a’vedü mine’l-akl.” =  “Akıldan daha faydalı bir zenginlik de yoktur!” diyor Efendimiz.

Akıl da insan için büyük bir nimettir ve zenginliktir. Çünkü akıl sahibi, beş parasız bir kimse olarak bile köyden şehre gelse kısa zamanda işini ilerletir, aklıyla başarı kazanır, kısa zamanda yükselir.

İnsanın akıl yönünden fakir olmaması, tam olması, büyük bir fazilet, üstünlük, çok güzel bir sıfattır. Ondan daha faydalı bir zenginlik de olamaz. Çünkü insana anasından, babasından para pul, zenginlik kalsa bile akılsız oldu mu onları da harcar, elinde bile tutamaz. Onun için Allah hepimize akıl versin. Ama nasıl akıl versin?

Akl-ı selîm; sâlim olan, hastalıksız olan, doğru olan akıl versin!

Bunun zıddı ise hep  kötülüklere,  yanlış  işlere  çalışan, hak ile bâtılı ayırd edemeyen selim olmayan bir akıldır ki,  böyle bir akla sahip olmaktan Allah’a c.c sığınırız.

Selim bir akıl, güzel bir akıl nasıl olur?

En selim olan akıl, vahiy ile Allahu Teâlâ hazretlerinin hidayet vermesiyle gerçekleri gören akıldır!

Bu bakımdan, peygamberler en akıllıdır; evliyâullah, mukarreb, ermiş, mübarek kullar en akıllıdır. Firavun da, Nemrud da kendilerince akıllı adamlardı ama onlarınki “Akl-ı selim” olmadığı için onlara doğruyu göstermedi! Dünyadaki saltanatları kısa sürdü, ahirette ise ebedi azâba duçar olacaklar.  Onların küçümseyip de öldürmeye kalkıştıkları Hz Musa ve Hz İbrahim -aleyhimüs-selam- ise Cennetlerin baş köşelerindeki yerlerini alacaklar. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Firavun’u Nemrud’u hâla kimse sevmez, ama İbrahim aleyhiselam ve diğer peygamberler insanların dilinden, gönlünden düşmez..

Allah hepimize akl-ı selîm versin. Basiretli, gönül gözü açık insan olmayı, C. Hakkın  doğru yola sevk ettiği, gözünden perdeler kalkıp da gerçekleri görebilen kullar  olmayı nasip etsin. Amin

 

“Ve lâ ibâdete ke’t-tefekkür” = “Tefekkür etmek gibi  hiçbir ibadet yoktur”. Yani tefekkür kadar kıymetli ibadet olmaz, sevabı onun kadar çok olan hiçbir ibadet yok, demektir.

Niye tefekkür bu kadar kıymetli?

Çünkü tefekkür fikri bir çalışmadır. İnsanın zihnini bir konu üzerinde çalıştırmasına, derin derin düşünmesine tefekkür etmek, diyoruz. İnsan tefekkür ederek  doğruyu bulur. Gerçek hemen meydanda değildir.

Altın madeni toprağın hemen üstünde pırıl pırıl parlamıyor, elmas pırıl pırıl parlamıyor… Onu kaç metre kazıyorlar, bin bir türlü zorluklarla çıkartıyorlar, öyle elde ediyorlar. Doğruyu bulmak için de çalışma gerekiyor. Tefekkür yerin altından elması, altını, kıymetli madeni bulmak gibi bir şey!

Onun için kişi Allah-u Teâlâ hazretlerinin nimetlerini, kudretini, sanatını tefekkür edecek, mahlûkatı üzerinde, masnuâtı üzerinde , sanatı üzerinde, kudreti üzerinde, ibretle  tefekkür edecek… Bir kelebeğin kanadındaki güzelliği,  bir böcekteki, bir çiçekteki , göklerdeki  ilahi sanatı tefekkür ederek imanını kuvvetlendirmek, taklidi seviyeden tahkiki seviyeye çıkarmak için gayret gösterecek.

Tefekkür ibadette de çok önemli. Kişi  dinî konuların güzelliğini anlamak için de tefekkür etmeli…”Şu oruç ne kadar güzel bir ibadet! Şu hac ne kadar hikmetli bir ibadet! Şu zekât ne kadar yerli yerinde bir emir! Şu namaz ne kadar güzel, abdest ne kadar güzel, gusül ne kadar güzel!..” Bunları anlamalı.

Onun için tefekkür her ibadeti de ayrıca kıymetlendiren çok kıymetli bir ibadettir. Kendisi de bir ibadettir. Başlı başına bir sevaptır. Neden?  Çünkü namazı tefekkürle kılarsa namazı cevher oluyor. Orucu tefekkürle tutarsa orucu mücevher oluyor. Haccı mütefekkirâne yaparsa o kıymetli oluyor.

Kur’ân-Kerim bizleri “Hiç düşünmezmisiniz”, “Ne kadar az düşünüyorsunuz” gibi ayetlerle tefekküre sevkeder. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize peygamberlik görevi verilmeden önce Hira dağında inzivaya çekilip uzun uzun tefekkür ettiği bilinmektedir.

Cenâb-ı Hak bize tefekkür nimetini ihsan eylesin. Tefekkürün zevkine âşinâ eylesin. Hepimizi mütefekkirâne yaşamaya muvaffak eylesin. Amin

Ve sallallâhu ala seyyidina ve nebiyyina Muhammedin ve ala âlihi ve sahbihi ecma’in.